Gençler Sistemi Terk Ederken Biz Onları Suçluyoruz

Doç. Dr. Bahadır Geniş
Kocaeli Üniversitesi · Psikiyatri Anabilim Dalı
Gen Z ve Gen Alpha neden çalışmıyor, okumayı bırakıyor, sisteme girmiyor? Belki sorun onlarda değil, biz büyüklerin inşa ettiği düzende.
Gençler Sistemi Terk Ederken Biz Onları Suçluyoruz
Her birkaç haftada bir benzer bir haber manşeti görüyoruz: "Gençler çalışmak istemiyor." "Z kuşağı tembel mi?" "Genç yetişkinler neden ev almıyor, evlenmiyor, kariyer hedeflemiyor?" Bu soruların arkasındaki ton çoğunlukla şaşkın bir hayal kırıklığı, bazen de açık bir küçümseme taşıyor. Sanki tüm bir kuşak bir sabah kalkmış ve motivasyon kaybını bilinçli bir yaşam felsefesi olarak seçmiş. Psikoloji bilimi ise bize çok farklı bir şey söylüyor: Bu gençler sistemi doğru okuyor ve ona uygun tepki veriyorlar.
Neden Çalışmak İstemiyor ki? Davranış Psikolojisi Cevaplıyor
Davranış psikolojisinin en sağlam bulgularından biri şudur: Bir davranış ödüllendirildiğinde artар, ödül ortadan kalktığında söner. Buna psikoloji dünyasında "edimsel koşullanma" diyoruz ve bu ilke insanlar için olduğu kadar tüm canlılar için geçerlidir.
Şimdi Gen Z ve Gen Alpha'nın gözlemlediğine bir bakalım: Kendilerinden yaşlı kuşaklar her şeyi "doğru" yapıyorlar — üniversiteyi bitiriyorlar, uzun saatler çalışıyorlar, kurallara uyuyorlar. Peki sonuç? Öğrenci borcu on yıllarca peşlerini koyuyor, ev almak hayal gibi görünüyor, iş güvencesi ise bir efsaneye dönüşmüş durumda. Emek harcandığında artık karşılık gelmiyor; o zaman emeğin azalması da tam olarak beklenen davranışsal tepkidir.
Bu bir isyan değil. Bu, sağlıklı bir organizmanın işlevini yitirmiş bir sisteme verdiği mantıklı geribildirimdir.
Biz Ne İnşa Ettik, Onlar Ne Gördü?
Dürüst bir soruyla başlayalım: Gençleri suçlamadan önce, gençlere hangi dünyayı devrettik?
- Konut fiyatları, onlarca yıldır reel ücret artışının çok üzerinde seyrediyor. "Çalış, ev al" vaadi artık çoğu genç için gerçekçi değil.
- Üniversite diploması, bir zamanlar güvenilir bir ekonomik asansördü. Bugün ise çoğu zaman yıllarca sürecek bir borç yüküyle birlikte geliyor.
- Gig ekonomisi ve güvencesiz çalışma biçimleri yaygınlaştıkça, ebeveyn kuşağının neredeyse garantilenmiş olarak sahip olduğu sosyal güvenceler buharlaştı.
Dünya Sağlık Örgütü'nün raporları da bunu doğruluyor: Çalışma koşulları ve ekonomik belirsizlik, genç yetişkinlerde ruh sağlığını doğrudan etkileyen başlıca stresörler arasında yer alıyor. Gençler bu tablo karşısında "yeterince çalışmıyorum" diye düşünmüyor; "ne kadar çalışırsam çalışayım, yerine varamıyorum" hissediyorlar. Ve bu his, rakamsal olarak doğrulanıyor.
"Organize Bir İsyan" mı, Yoksa Aynı Yağmura Tutulan Kalabalık mı?
Gençlerin bu toplu geri çekilmesi zaman zaman "sessiz bir komplo" olarak yorumlanıyor. Sanki milyonlarca genç birbiriyle anlaşarak ekonomiye sırt çevirmiş. Bu yorum hem psikoloji açısından hem de sosyal organizasyon mantığı açısından dayanaksız.
Gerçek koordineli hareketler için geniş ağlar, ortak liderlik, birikmiş güven ve kurumsal deneyim gerekir. Bunları inşa etmek onlarca yıl alır. 20'li yaşlarındaki bir genç bu altyapıya sahip değildir; olamaz da.
Peki milyonlarca tanımadık insan neden aynı anda benzer tepkiler gösteriyor? Çünkü aynı hava koşullarına maruz kalıyorlar. Yabancı bir kalabalığın hepsi aynı anda şemsiyesini açıyorsa, bu bir anlaşmanın değil, yağmurun işaretidir. Gençlerin eş zamanlı geri çekilmesi, ortak koşullara verilen ayrı ayrı ama benzer tepkilerdir. Ve o koşulları yaratan biz olduk.
Genç Bir Hastayı Dinlediğimde Ne Duyuyorum?
Klinikte genç yetişkinlerle çalışırken, motivasyon kaybı şikayetinin arka planında çok sık şunu duyuyorum: "Hocam, ne yapsam ne kadar uğraşsam fark etmiyor ki." Bu cümle bana her seferinde hem acı hem de önemli bir mesaj veriyor.
Psikiyatri açısından bakıldığında, çaresizlik hissi ve ödülsüz kalan çabanın depresyon ve anksiyete ile doğrudan ilişkisi var. Ama burada dikkatli bir ayrım yapmak gerekiyor: Bu gençlerin hepsinde bir tanı koymak doğru değil. Patolojik olan bazen birey değil, bireyin içinde bulunduğu koşullardır. Sistemi bir hastalık olarak değil, "hasta bir ortam" olarak okumak, tedavide çok farklı bir kapı açar.
Yargılamak yerine sormayı tercih ediyorum: "Bu sistemde sana ne öğretildi? Hangi çabalar karşılık buldu, hangileri boşa gitti?" Cevaplar çoğunlukla çok şey anlatıyor.
Sorumluluk Kimin, Umut Var mı?
Gençleri "tanılanamayacak bir sorun" olarak incelemek yerine, onları şekillendiren ortamı incelemeye başlamalıyız. Bu hem bireysel terapide hem de toplumsal tartışmada farklı sorular sormayı gerektiriyor.
Eğer bir genç size "ne yapsamda olmaz" diyorsa:
- Onu tembellikle yaftalamanın önce bir adım atın
- Hangi somut engellerle karşılaştığını sorun
- Gerçekçi ve küçük adımlarla yeniden ödüllendirici deneyimler yaratmaya odaklanın
- Gerekiyorsa profesyonel destek alın — bu bir zayıflık değil, bir güç
Ve bizim kuşağımız için de bir hatırlatma: Gençlerin sessizliği bir cevaptır. Onları daha sert zorlamak yerine, o cevabı anlamaya çalışmak hem etik hem de akıllıca olanıdır.
---
Eğer siz ya da tanıdığınız bir genç motivasyon kaybı, anlamsızlık hissi veya geleceğe dair umutsuzluk yaşıyorsa, kendinizi test etmek için buraya tıklayabilir ya da benimle iletişime geçebilirsiniz. Çözüm mümkün; yeter ki doğru soruları sormaya başlayalım.
Doç. Dr. Bahadır Geniş — Psikiyatri Uzmanı
Bu yazıyı paylaşın